Bir şeyi çok sevdiğim veya herhangi bir şey dikkatimi çektiği zaman araştırma için bir neden bulmuş oluyorum. Bu motivasyonu daima yüksek tutmanız gereken bir olgu. Bir de yaşadığımız coğrafya ezoterizme ve mitolojiye ev sahipliği yapan bir konumda. Bazen konu direkt önüme düşüyor. En çok zorlandığım konu vakit. Ciddi vakit alıyor. Zaten ben hep şunu söylerim; kitap yazmak delicesine bir iş.
Eray Bey Merhaba,
Düş Art olarak üreten edebiyatçıları ve sanatçıları bir çatı altında toplayıp eserlerimizi dayanışma ruhuyla kitlelere ulaştırmak, aynı zamanda toplum yararına içerikler üretmek isteği ile bir araya geldik.
Öncelikle, bilinenler dışında Eray Emin Aydemir kimdir? Sizin yazar olduğunuzu ve iyi bir Beşiktaşlı olduğunuzu biliyoruz. Bunlar dışında biraz kendinizi anlatır mısınız?
İstanbul’un kozmopolit bir semti olan Feriköy’de doğdum. Bilmeyenler için söyleyeyim; kökleri Osmanlı İmparatorluğu öncesine dayanan, farklı dinlerden insanların ikamet ettiği, komşuluk ilişkilerinin yaşadığı, çocukların sokaklarda top oynadığı bir yerdi benim çocukluğumda. Bu çok dinli yapı daha çocuk yaşlarda dikkatimi çekmişti. Dinlere, mitolojilere, sembollere merakım çocuk yaşta başladı. Yazarlık ve Beşiktaşlı olmak dışında şunları söyleyebilirim; yıllarca basketbol oynadım, çokça araştırdım, bolca yer gezdim.
Edebiyat yolculuğunuz nasıl başladı? Size ilham olan yazar veya yazarlar oldu mu?
İlginç bir hikâye aslında. Fen-matematik okuyan bir öğrenciydim. Normalde böyle bir öğrencinin daha çok sayısal alanda ilerlemesini beklersiniz. Ancak lise yıllarımda tarih öğretmenim Semiha Özçelik kalemimin iyi olduğunu düşündü ve bunu bana iletti. Öğretmenimin tavsiyesi ile sürekli yazdım. Matematik alanında eğitim almam da kurgu, olayların yapısı veya araştırma yaparken sistematik olma alanında bana yardımcı oldu.
En çok hangi eserlerden etkilendiniz. Bir yazar olarak “keşke ben yazsaydım” dediğiniz bir metin oldu mu?
Dante’nin İlahi Komedya’sı, Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı ve Dostoyevski’nin Ölüler Evinden Anılar kitapları beni çok etkiledi. Bulgakov kadar iyi tasvir yapmak isterdim.
Dünya edebiyatından ve Türk edebiyatından en sevdiğiniz yazarlar hangileridir?
Dante, Bulgakov, Dostoyevski, Tolstoy, Gorki, Yaşar Kemal, Nazım Hikmet ve Mine Kırıkkanat.
Dünya edebiyatından ve Türk edebiyatından üçer kitap önerir misiniz?
Türk edebiyatından Yaşar Kemal ustamızın Demirciler Çarşısı Cinayeti Akçasazın Ağaları, Mine Kırıkkanat’tan Sinek Sarayı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Saatleri Ayarlama Enstitüsü Türk edebiyatından tavsiye edebileceğim eserler.
Dünya edebiyatından ise Balzac’tan Goriot Baba, Gogol’dan Ölü Canlar ve Jean Christophe Grange’dan Mermer Adam’ı bu listeye dâhil edebilirim.
Kitaplarınıza baktığımızda çoğunluğu araştırmaya yönelik kitaplar fakat farklı konuların ele alındığı kitaplar olduğunu görüyoruz. Mesela, bir yanda Naziler hakkında yazarken bir yandan futbolun ve tribün kültürünün içine sokuyorsunuz okuyucuyu. Sonra tribünden alıp mitolojik bilgiler arasına götürüyorsunuz okuru… Bu çeşitlilik aslında arka tarafta belli bir bilgi birikiminiz olduğunu ortaya çıkarıyor. Farklı spor dallarına ilginizin olduğunu biliyoruz fakat tarihi veya mitolojik eserleri nasıl ortaya çıkarıyorsunuz? Ciddi bir hazırlık, belki binlerce sayfa okuma yapmak gerekiyor. Bu süreçleri paylaşabilir misiniz? En zorlandığınız konu veya durum ne oldu?
Çocukluk döneminden gelen “neden, nasıl, ne zaman” gibi soru cümlelerini sıkça kullanmamdan kaynaklanıyor sanırım. Perde arkasına bitmek bilmeyen bir merakım var. Bir şeyi çok sevdiğim veya herhangi bir şey dikkatimi çektiği zaman araştırma için bir neden bulmuş oluyorum. Bu motivasyonu daima yüksek tutmanız gereken bir olgu. Bir de yaşadığımız coğrafya ezoterizme ve mitolojiye ev sahipliği yapan bir konumda. Bazen konu direkt önüme düşüyor. En çok zorlandığım konu vakit. Ciddi vakit alıyor. Zaten ben hep şunu söylerim; kitap yazmak delicesine bir iş. Akıl sağlığını zorlar, aklımı henüz yitirmedim ama her kitabın sonunda bir sağlık sorunu beni ziyaret etti.
Araştırma kitaplarının dışında kurgu kitabınız da var; Ölümsüzlüğe Uyanış. Konusu da çok ilginç. Hem biraz bu kitabınız hakkında bilgi vermenizi hem de neden kurguda da bu kadar iyiyken bu kadar az ürettiğinizi merak ediyorum, naçizane.
Ezoterik açıdan değerli bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Kitaptaki kahramanımız yaptığı bilinçaltı yolculukta sayılı inisiyelerle beraber mistik bir yolculuğa çıkıyor. Aslında kitap yayımlandığı günden itibaren devamını yazma fikri aklımda var. Bir üçleme olabilecek nitelikte. Ancak yayınevi politikası daha çok araştırma türünde çalışmalar yönünde. Belki ileride. Bakalım...
Bir yazar olarak sizi besleyen, üretiminizi olumlu yönde etkileyen şeyler nelerdir?
Depresif bir ruh hali. Bolca kahve.
Bir yazar olarak yaşadığınız sorunlar nelerdir? Çözümleri sizce neler olmalı?
İsmim Eray Emin Aydemir değil de Albert Robinson olsaydı kitaplarım 3. baskı yerine 15 baskı yapardı. Acı ama gerçek!
Son okuduğunuz kitaplar içerisinde en keyif aldığınız kitap hangisi oldu?
A.C Greyling’in yazdığı Felsefe Tarihi ve Töre Sivrioğlu’nun kaleme aldığı Medeniyetlerin Şafağı – Akdeniz’in Öyküsü’nü okurken büyük keyif aldım.
Gelecekte sizden nasıl bir metin göreceğiz, şu an çalışmalarını yaptığınız bir eser var mı?
Açık konuşmak gerekirse şu an için bir plan yok. Belki de yoruldum bilmiyorum. Toprağı biraz nadasa bırakmak lazım. İleride ne olur bilinmez. Yedi kitabın yorgunluğu var diyelim.
Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Ekip harika işler başarıyor. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Bizi kabul edip sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için size çok teşekkür ediyoruz. Okurunuz ve kitaplarınızın baskısı çok olsun…
Ben teşekkür ederim.
