
“...hiçbir doğru ve akıllıca tarafını bulamadığım bu hayata beni bağlayan kuvvetin, içimde saklı bir şeytan olması sahiden mümkündü.” İçimizdeki Şeytan
''30 Ekim 2015
Sevgili Şeyma,
Sabahattin'i tanırsan çok severdin, o da bayılırdı.'' – Hıfzı Topuz
Edebiyatımızın değerli kalemlerinden biri olan Hıfzı Topuz'un Başın Öne Eğlenmesinin kitabını benim için imzalarken yazarken not. Ama aynı zamanda benim gibi Sabahattin Ali'nin kitaplarını okumuş, özümsemiş ve onun olayları yakınlık kazanan biri için harika bir anıdır da.
Sabahattin Ali ile gençlik yıllarında başlayan dostluklarının edebiyatımızda önemli bir yeri var. Hıfzı Topuz kitabını imzalarken çok kısa da olsa sohbet etme şansım olmuştu. Bu arkadaşlık edebiyatını, bakış açılarını paylaşarak derin bir dostluğa dönüşmüş. Sabahattin Ali'nin toplumsal sorunları olan hassasiyetini eserlerinde yayılan Hıfzı Topuz'u her zaman etkilemiş ve sevdiği dostunun trajik ölümünden sonra onun anısını yaşatmak için büyük çaba harcamış, bu romanı yazmıştı.
Peki Sabahattin Ali, bu trajik ölümün öncesinde nasıl bir hayat yaşadı?
Takvimler 25 Şubat 1907'yi gösterdiğinde Sabahttin Ali; harbiyeli Sabahattin Bey ve Hüsniye Hanım'ın ilk çocukları olarak Edirne'de bir kasabada (Bugünkü Bulgaristan, Ardino) dünya gelir. Çocukluk ilişkileri denk gelen savaş yıllarında önce Çanakkale'ye, sonra İzmir'e, son olarak Edremit'e göç ederler. Savaş devam ediyor için ileri düzeyde yaşadıkları yoksulluk nedeniyle Sabahattin Ali, Rum mahallelerinde makara satarak harçlığını gösteriyor. Bunun yanı sıra her zaman sakin, kavgalardan uzak, köşesine çekilip kitabını okuyan, çalışkan bir kişiliktir. Eserlerinde sıklıkla rastladığımız güzel karakterin nasıl oluştuğunu öğrencilik yıllarından belli olduğunu anlıyoruz. Lise öğrencileri için düşlerinde hep İstanbul var ama kısıtlı olanaklarla ilgili Balıkesir Öğretmen Okulu'na başlıyor, ilk şiirlerini ve öykülerini burada yazıyor ve ilk kez burada âşık oluyor...
Lise yıllarındayken annesinin ruhsal sıkıntıları ile annesini kaybetmesi Sabahattin Ali'yi değiştirki ilk acılarıyla tanışıyor. O bu acılarını edebiyatla, şiirle aşmaya çabalıyordu. Balıkesir'deki Çağlayan dergisindeki şiirleri yayımlanıyor. Bunun yanı sıra İstanbul'da Servet-i Fünun ve Akbaba dergilerine de şiirlerini, öykülerini gönderiyordu. 1926'da artık düşlerindeki İstanbul Öğretmen Okulu'na kaydolarak yeni bir macerayı başlatıyor. İstanbul'da tanışan arkadaşlar Pertev Boratav, Ayşe Sıtkı ve Hasan Ali Yücel ilk kurulan dostluklar oldu. Bu dönemde öğretmenlik kursundan tanıdığı Nahit Hanım'a sırıksıklam aşık vardı ama aşkına karşılık alamadı.
''Madem ki aşk içkisini kabul etmeyeceksin, neden kalpin kadehini kırdın ey yar'' -Terkibi Bend
Nahit Hanım ilk aşkıdır ve bu aşkın ötesindeki çaresizlik onu bitiriyordu, onu ne kadar çok istemekse de İstanbul'dan uzaklaşmaya karar veriyordu. İstanbul Yüksek Okulundan mezun olup Yozgat'a ilkokul öğretmeni olarak atanıyor. Yozgat'ta yaşamaya başlıyor ama bir türlü ne aklından ne de çıkaramadığından Nahit Hanım'a mektuplar gönderiyor ve maalesef hiçbir cevap alamıyor. Gönül boyu ve yalnızlıkla geçen zamanlarında Yozgat, Sabahattin Ali'ye hiç gelmedi. Başka bir açıdan ilişkilerde yaşam Anadolu insanını ve yaşayış biçimlerini gözlemleme şansını tanımıştı ve hatta gelecekte yazacağı birbirinden güzel romanlarında bu konulara mutlaka değinecekti.
''Ah Nahit, yalnızlık asıl böyle olabilir belli oluyor.'' Oysa insan ıstıraplarını, saklamak için mutlaka birine yaşamıştır.''
Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile Almaya’ya giderek dil eğitimi aldı. Alman dili ve edebiyatı üzerine çalıştı. Burada da Fraulein Poder isminde bir kıza tutulur, kendisinin ilgisine rağmen Fraulein Poder bu ilgiyi çok dikkate almaz. (Evet Sevgili Okur, seninle aynı düşüncedeyim : ) Almanya günleri kısmen de olsa Kürk Mantolu Madonna’ya benzer bir yanı var.) Dört yıl için gittiği Almanya’dan yaşadığı ırkçılık sorunları nedeniyle ülkesine geri döndü. Resimli Ay dergisine girdi ve burada Nazım Hikmet’le tanıştı. Edebiyatta şiirle ilgili olan Sabahattin Ali, Resimli Ay dergisinde Nazım Hikmet’in teşviki ile öykücülükte kendini epey geliştiriyor. Nazım Hikmet, kalemini çok beğendiği Sabahattin Ali’nin romantizm tarzından çıkarıp realizme yönlendirmeye çabaladı. Bu çabasına karşılık gelecekte Kuyucaklı Yusuf romanını okuduğunda anlatılan hikâyenin gerçekliğinden bir zafer kazanmışçasına seviniyor olacak.
Sabahattin Ali’nin kendi deyimiyle bir hastalığı vardı, bu hastalığın adı aşk. Ne zaman bu hastalığı nüksetse İstanbul’daki dostlarıyla mektuplaşmalarında bundan bahseder, duygularını rahatlatırdı. Ankara’da girdiği dil sınavlarını kazandı ve Aydın Ortaokulu’na Almanca Öğretmenliğine atandı. Burada bir öğrencisine âşık olur ama bu sefer ki daha çok platonik bir ilişkiydi.
Aydın Sanat Mektebinde geçirdiği günlerden birinde öğrencilerin dolaplarında gizli komünist parti gazetesinin bulunması Sabahattin Ali ile ilişkilendirilir ve tutuklanır. Üç ay süren yargılama sonunda beraatle sonuçlanır. Artık bundan sonra Sabahattin Ali, siyasi görüşleri sebebiyle yazıları takibe alınır. 26 Yaşında Konya’ya atandı, Almanya’dayken yazdığı bir şiiri sebiyle yine tutuklanır ve zorlu hapishane günleri başlar. Hapishanede geçirdiği günlerde dostlarının desteğiyle ayakta duruyor, fena halde sıkıcı geçen günlerini, özgürlüğüne kavuştuğu zamanlarında yapacaklarını hayal ederek geçiriyordu. Kaldığı koğuşta diğer mahkumlar tarafından saygı gören biridir. Beş buçuk ay sonra Sinop cezaevine gönderilir. Buraya geldiğinin ertesi günü Hapishane Şarkıları’nı yazmaya başladı. Çünkü içinde yaşadığı duygularını başka türlü ifade edemez, etse de onu anlayacak kimsenin olmadığının farkındadır. Bulunduğu cezaevinde çeşitli suçlardan hüküm giymiş mahkumlar onun yazdığı şiirlerin duygusunu çözemiyor, onların ilgisini çekmiyordu. Büsbütün yalnızlık ve umutsuzluk her bir yanını sarmıştı..
Burada çiçekler açmıyor
Kuşlar süzülüp uçmuyor
Yıldızlar ışık saçmıyor
Geçmiyor günler, geçmiyor
Avluda volta vururum
Kâh düşünür, otururum
Türlü hayaller görürüm
Geçmiyor günler, geçmiyor
1933 Sonbaharında af çıkmasıyla özgürlüğüne kavuşur. On ay tutuklu kaldığı sürede en büyük destekçilerinden olan İstanbul Yüksek Okulu’ndan Ayşe Sıtkı ilk görüştüğü kişi olacaktı. Ayşe Sıtkı’nın sıcak ve duygulu davranışları Sabahattin Ali’de aşk duygusunu ortaya çıkarmıştı yine. Birkaç görüşme ve mektuplaşmadan sonra umutsuz bir aşk olarak geride kalmıştır Ayşe.
Genç yaşında geçirdiği tecrübeler Sabahattin Ali’de henüz yirmi yedi yaşındayken yaşlılık, yorgunluk hissi uyandırır. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra Ankara’ya, Bakanlığa geri döner fakat bir süre hangi göreve atanacağı belirsiz geçer. Ankara’da yaşamak onun için keyifli hatta bazı zamanlarda oldukça eğlenceli oldu. Müdavim olduğu meyhane ve lokantalarda dostlarıyla vakit geçiriyor, kitap okuyor, yazılarına devam ediyordu.
Bu dönemlerde İstanbul’da yaşayan akrabalarının komşu kızları Aliye aklına düşer ve dayısı ile yengesi evlenme isteğini bildiren bir mektur gönderir. Aliye’nin ailesi bu evliliği uygun görür. Artık Sabahattin Ali için mutluluğun kapısı aralanmış, tatlı ve romantik bir dönem başlamıştır. Yaşamı boyunca en çok sevdiği kadın olan Aliye Hanım ile evlenip Ankara’da yaşamlarına devam ederler, bir kız çocukları olur.
Otuz yaşına geldiğinde parça parça yayımladığı, Anadolu’nun kırsal yaşamını detaylıca ele alan ilk realist romanı Kuyucaklı Yusuf edebiyat dünyasında unutulmaz bir yere sahip oldu. Milli Eğitim Bakanlığındaki görevinin yanı sıra yazılarına devam eder. Çeşitli gazetelere öykülerini gönderir, bazılarında ise köşe yazıları yayımlanırdı. 1940 yılında toplumsal meselelere olan hassasiyeti, toplum baskısına karşı bireyin içsel dürtülerini, ahlaki yozlaşmayı incelikle işlediği İçimizdeki Şeytan romanı yayımlandı.
“...hiçbir doğru ve akıllıca tarafını bulamadığım bu hayata beni bağlayan kuvvetin, içimde saklı bir şeytan olması sahiden mümkündü.” - İçimizdeki Şeytan
O dönemde edebiyatta yazdığı tarzda tek değildi. Aziz Nesin de Sabahattin Ali gibi basın dünyasında öne çıkan biriydi. Yazarı oldukları Tan gazetesinin kapatılması üzerine birlikte Markopaşa siyasi mizah dergisini çıkardılar. Yazılarında işledikleri siyasi ve toplumsal eleştiriler sebebiyle dergi defalarca toplatılır ve kapatılır.
Aşka, sevmeye ve sevilmeye hep açık olmuş ama umutsuzluğu da tatmıştı. Kürk Mantolu Madonna romanı aracılığıyla Raif Efendi ile tanışıyor, etkileyici bir aşk hikâyesine ve yalnızlığa derinlemesine tanık oluyoruz. Okuyan herkesin kursağında bıraktığı bir yumru ile Türk Edebiyatının unutumaz, güçlü bir eseri olarak yer alıyor.
“Yalnız içimde müthiş bir boşluk hissi vardı. Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birdenbire boşalmış, bütün manasını kaybetmişti.” Kürk Mantolu Madonna
Sabahattin Ali’nin zorluklarla geçirdiği yaşamı trajik bir şekilde öldürülmesiyle son bulur. Öğrencilik yıllarımdan beri okuduğum her Sabahattin Ali eseri, onunla karşılıklı oturmuş sohbet ediyormuşum hissi verirdi. Başından geçen talihsizlikler, kurduğu dostluklar, nahif ve sakin kişiliğini her satırda hissetmek mümkün. Toplumsal sorunlara olan hassasiyeti, içimizden biri olduğunun ayırıcı bir göstergesidir.
“Herkes beni keyfi yerinde daima gülen bir insan sanır. Oysa yazılarım çok dertlidir. Çünkü ben hayatımda belli etmediğim üzüntüyü yazılarımda gösteriyorum” - Eşi Aliye’ye yazdığı mektuptan.
Bizi buluşturduğu öyküler ve insanlar tüm zamanların varlıklarını sürdürebilecek, duygudaşları ile kavuşacaktır.
KAYNAKÇA:
Başın Öne Eğilmesin - Hıfzı Topuz
Yeşil Mürekkep - Osman Balcıgil