Öykü - Gözyaşlarını Toplayan Adamın İzin Günü - Özlem Yıldız

Öykü - Gözyaşlarını Toplayan Adamın İzin Günü - Özlem Yıldız

Ne vakit birileri yerli ya da yersiz ağladığında, gözyaşlarını toplayan adam hemen onun yanı başında belirir, kocaman heybesine bin bir türlü duyguyu doldurup işi bittiğinde yeniden yola koyulur, başkalarının peşine düşerdi. Heybeyi açıp bakabilseydik hayatımızın bir milyon iki yüz bin saatini ağlayarak geçirdiğimizi görebilirdik.

Adam onları eşantiyon parfüm şişelerinin içinde tutar, kataloglara kaydeder, düzenler, sınıflandırır, tarihlerine göre sıralardı. Bunun oldukça yorucu ve zahmetli bir iş olduğunu söylemeden edemeyeceğiz…

Gözyaşı şişelerinden yükselen ağıtlar bütün evi doldurur, tiz seslerin etkisiyle apartman sallanırdı. Komşularının bu durumundan oldukça rahatsız oldukları adamın, bu duruma ehemmiyet verdiğini söyleyemeyeceğiz. Kaldı ki apartman sakinleri sık sık ağlıyordu ve müdahale edilmediği takdirde ağlayıp ağlayıp susuzluktan ölmeleri de oldukça olasıydı.

Günlerden bir gün, göz yaşlarını toplayan adamın hasta olacağı tuttu ve uzun süre yataktan kalkamayacağını anlayınca bir çırak tutmaya karar verdi.

Bunun için gazeteye bir ilan veren adam, ilanı oldukça müphem bir şekilde yazdırmış, işin mahiyetini açıklığa kavuşturmadan yalnızca “bazı konularda” kendisine yardımcı olması için bir asistan aradığını belirtmişti.

Günler geçti ve arayan, soran olmadı.

İnsanlar sahipsiz bir şekilde bardaktan boşanırcasına ağlamaya devam ettiler. Başbakan kürsüye çıktığında ülkenin halinden bahsederken şakır şakır ağlamaya devam ediyor, konuşmasını dinleyenler ondan beter içleniyor, ameliyathanelerde doktorlar dalgıç gözlüğü takıyorlardı.

Gözyaşlarını toplayan adam hem yerine getiremediği sosyal sorumluğun yükünün altında eziliyor hem de boşa giden litrelerce göz yaşının ardından kederlenip duruyordu.

Ve bir gün…

Küçük bir kız çocuğu kapıyı tıklattı.

Gözyaşlarını toplayan adam zar zor yatağından kalkıp, kapıyı açtı.

Küçük kız çocuğu kocaman gözleriyle gözyaşlarını toplayan adama bakıyordu.

Adam sordu “çıraklık ilanı ile ilgili olarak mı geldiniz?”

Küçük kız “hayır, ben şeker toplamaya gelmiştim. Bakın elimde bir sepet ve çalacağım kapıların listesi var.”

“Mühim değil, hemen işe başlayın.”

Bu küçük kız, kendisine ne söylenirse onu yapan bir küçük kız olduğu için hemen gözyaşlarını toplayan adamın heybesini aldı ve yola koyuldu. Gözyaşlarını toplayan adamın kendisine verdiği haritayı takip ediyor, o anda zaten herkes ağlamakta olduğu için heybe büyüdükçe büyüyor, küçük kız da yoluna devam ediyordu.

Sonunda küçük kız heybeyi taşıyamaz hale geldi.

O zaman biraz dinlenmek için heybeyi omzundan indirip yere koydu fakat heybenin ağzı açık kalmıştı.

O zaman küçük kızın topladığı bütün o gözyaşları bir sel, bir nehir, bir çağlayan olup şehrin sokaklarında gürül gürül akmaya başladılar ve küçük kız, görevini eline yüzüne bulaştırmanın üzgünlüğüyle gözyaşlarını toplayan adamın yanına dönmeye karar verdi.

Kapıyı tıklattı. İçeriden hafif bir uğultu geliyordu. Kapı açıldı ve küçük kız, gözyaşlarını toplayan adamın hayatında ilk kez ağladığını; bütün evi dolduran parfüm şişelerinin büyük bir kargaşa içinde dökülüp parçalandığını, muhteviyatlarının havaya karışıp buhara dönüştüğünü gördü. Dışarı baktı. Oysa dışarıda büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Gözyaşlarını toplayan adam küçük kızın sırtından heybeyi aldı. Beraber heybenin karnını yardılar ve içinden garip bir geçmişin kırıntılarını çıkardılar.

0 0