"The Brutalist": Adrien Brody’nin Tekrarı mı? Kesinlikle Hayır! - Ebru Doğusoy "The Brutalist'i yazdı

  • 28.Feb.2025

"The Brutalist": Adrien Brody’nin Tekrarı mı? Kesinlikle Hayır! - Ebru Doğusoy "The Brutalist'i yazdı

Yönetmenliğini Brady Corbet’ın yaptığı The Brutalist, Yahudi soykırımına değinse de klasik mağdur anlatılarının dışına çıkıyor ve dramatik ajitasyondan uzak, mimari ve sanatla iç içe geçmiş bir hikâye sunuyor.

 

Filmin sinematografisi, bu derinliği görsel bir şölene dönüştürüyor; geniş planlar ve soğuk renk paletleriyle László Toth’un iç dünyasındaki yalnızlığı ve Amerika’nın sert gerçekliğini çarpıcı bir şekilde yansıtıyor.

 

Film, Macaristan’daki Nazi işgalinden kaçan Yahudi mimar László Toth’un (Adrien Brody) Amerika’ya tek başına gitmesiyle başlıyor. Ancak ailesini geride bırakmak zorunda kalıyor. Karısı Erzsébet (Felicity Jones) ve yeğeni, daha sonra büyük zorluklarla ülkeye gelmeyi başarıyor.

 

Bu ayrılık sahnelerinde her kare, kayıp ve umut arasındaki gerilimi yansıtıyor.

 

László, Amerika’da bir mimar olma hayali kurarken, kendini güç sahibi insanların gölgesinde ezilen biri olarak buluyor. Özellikle de zengin ve nüfuzlu iş insanı Harrison Lee Van Buren (Guy Pearce) ile yaptığı anlaşma, hayatında önemli kırılmalara yol açıyor. Bu güç dinamikleri, filmin mekân tasarımlarında da hissediliyor; Toth’un sade, işlevsel alanları ile görsel anlatım dili gayet başarılı.

 

Felicity Jones’un performansı da Erzsébet’i klasik eş figürü olmaktan çıkarıp, hikâyenin karar merkezlerinden biri haline getiriyor.

 

Guy Pearce, karakterine ustalıkla gerilim ve otorite ekleyerek güçlü bir performans ortaya koyuyor. Oyunculuğuyla sahnelerine ayrı bir ağırlık katmış.

 

Göçmenlik, sanat, güç ilişkileri ve insanın hayalleri için nelerden vazgeçebileceği üzerine düşündüren bir film olması da cezbedici.

The Brutalist, mimarinin sert, geometrik çizgileri, Toth’un hem sanatındaki hem de hayatındaki mücadeleci ruhu yansıtırken, filmin dokusuna özgün bir kimlik kazandırmış.

 

Pek çok kişi Adrien Brody’nin bu filmde The Pianist’teki Władysław Szpilman karakterinin bir yansımasını sunduğunu iddia etse de ben tam tersini düşünüyorum. The Pianist’ten farklı olarak bu rolünde savaşın içinde hayatta kalmaya çalışan bir adam değil; aksine, sanatıyla iz bırakmaya çalışan, inançları uğruna mücadele eden bir mimarı canlandırıyor.

 

Adrien Brody, bu rolüyle Oscar alırsa benim için hiç şaşırtıcı olmayacak. Film, onun kariyerinde bir tekrar değil, yepyeni bir zirve.

 

EBRU DOĞUSOY