"SAVAŞ VE TEHCİR" - GÜRSEL KORAT'IN, DÜŞÜNMEYE VE ARAŞTIRMAYA SEVK EDEN ROMANI: UNUTKAN AYNA - SAVAŞ AŞÇI YAZDI
Kitabın konusu; Ermenilerin göçe zorlanması ve anlatım da Çerçi Boğos adında bir Ermeni’nin çete tarafından öldürülmesiyle başlıyor.
Tüm Ermeni karakterlerin hissettiği korku, okuyucuya geçiyor.
Halkların iç içe gündelik yaşamlarını sürdürdüğü görülüyor, aralarında bir sorun yok. Bu birlikte sorunsuz yaşamayı net bir şekilde görüyoruz. Başlarda bir yerde Memet, Kirkor’a “Allahtan bir dileğim var…bu dünyada seni ve beni ayırmasın.” Mehmet ve Kirkor’un dostluğunu kitabın sonuna kadar göreceğiz.
Binbaşı Fuad üzerinden toplum eleştirisi var. Binbaşı hem evlerine sığınan Ermeni kıza his besliyor hem onu çarşaf içinde hayal ediyor hem de Ermeni kızlarının okur yazarlığını övüyor. Karakter biraz riyakâr görünüyor. Kendi alaturka oluşunu unutup alafrangalığa özeniyor.
Rumlar, Ermeniler ve Türkler bir arada huzur içinde yaşıyor gibi görünüyor fakat bir tarafın başına bir şey gelecek olsa diğerleri felaketi fırsata çevirecek durumdadır. Ermeniler tehcir edilirse Rumlardan bazıları onların iş yerine konmayı düşünüyor.
Nevşehirliler ise Ermenilerin gönderilmesi sonrası ortada kalacak Ermeni kadınlarını ve mallarını aralarında paylaşmak istiyor.
Çanakkale gazisi Şevki üzerinden, savaşın acı yüzünü görüyoruz. Bir gözünü ve bir bacağını savaşta kaybetmiştir. Bu şekilde memleketine döndüğünde ise orada da ortam pek iç açıcı değildir. Bir yanda Balkanlardan gelen muhacirler bir yanda yerinden yurdundan ve inancından vazgeçmek zorunda olan Ermeniler vardır…
Tüm bu karışık ortamda insanlar, idarecilerin gözünde insandan ziyade sayılardan ibaret. Gelenler, gidenler, ölenler sadece sayı. Neler yaşadıkları göz ardı ediliyor.
Kurgu mu? Gerçek mi? diye sık sık sorgulayacağınız bir kitap. Savaşın, göçün, tehcirin ülkemizdeki etkilerini görüyoruz bir kez daha. Din, dil, ırk gibi bizim ülkemiz için bıçak sırtı konumunda olan konular işlenmiş kitapta.
“Boğos’un sattığı aynaya gelince, o aynaya bakan kişi orada kendini değil başka birini bulurmuş” derken, aynaların büyüsü vurgulanıyor. Ruh hallerimize göre de kendimizi bazen çok daha güzel, bazen çirkin veya solgun görebiliriz. Aslında her zamanki gibiyizdir. Veya olduğumuzdan çok daha iyi olduğumuzu düşünebiliriz aynaya baktığımızda.
Peşinden gelen cümlede “Bu, öyle bir aynaymış ki, bazen kimse ona bakmazken üzerinde beliren birileri, oradan evin içini izlermiş” diyor. Bu kısım da bana, olduğumuz kişi olmaya devam etmemiz gerektiğini düşündürdü.
SAVAŞ AŞÇI