İnsanlığın Karanlık Yüzü: “Şişli Kız” - EBRU DOĞUSOY, YAZDI
Bazı filmler yalnızca bir hikâye anlatmaz, izleyiciyi rahatsız edici gerçeklerle yüzleştirir. Magnus von Horn’un “Şişli Kız”ı, Danimarka tarihinin en korkunç suçlarından birine dayanıyor. Film, I. Dünya Savaşı sonrası Kopenhag’ında, ekonomik çöküş ve toplumsal çalkantılar içinde işlenen vahşi bir suç hikâyesini ele alıyor.
Filmin merkezinde, hayatta kalma mücadelesi veren Karoline var. Fabrikada çalışan genç bir kadın olan Karoline, savaşın ve yoksulluğun içerisinde, çaresizlik içinde kıvranıyor. Yolu, bebekleri “koruyucu ailelere” yerleştirdiğini söyleyen Dagmar ile kesiştiğinde, işlerin göründüğünden çok daha karanlık olduğunu fark ediyoruz. Gerçek hayatta da yaşamış olan Dagmar Overbye, Danimarka tarihinin en korkunç seri katillerinden biri olarak biliniyor.
1910’lu ve 1920’li yıllarda, toplumun dışladığı annelere yardım etme vaadiyle bebekleri alan Overbye, onları evlatlık vermek yerine öldürüyordu. En az yirmi beş bebeği öldürdüğü gerekçesiyle yargılandı ve ölüm cezasına çarptırılan son Danimarkalı kadınlardan biri oldu. Onun işlediği korkunç suçlar, ülkede çocuk koruma yasalarının değişmesine bile yol açtı.
Film, bu olayları Karoline’in gözünden anlatıyor. Karoline, kendini giderek Dagmar’ın dünyasının içine çekilmiş bulurken, izleyici olarak onun içsel çatışmalarına ortak oluyoruz. Bir noktadan sonra, o artık yalnızca bir tanık olmaktan çıkıyor ve bu karanlık sistemin bir parçası haline geliyor. Film, iyilik ve kötülüğün keskin çizgilerle ayrılmadığını, bazen hayatta kalabilmek için gri alanlara sürüklenmenin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Von Horn’un yönetmenliği, filmin kasvetli atmosferini daha da güçlendiriyor. Kopenhag’ın dar ve soğuk sokakları, boğucu iç mekânlar ve savaş sonrası yoksulluğun her an hissedildiği sahneler, karakterlerin çaresizliğini izleyiciye doğrudan hissettiriyor. Görsellik, bir arka plandan çok hikâyenin bir parçası hâline geliyor.
Ancak film yalnızca bir suç anlatısı olarak ilerlemiyor aynı zamanda izleyicisini ahlaki sorgulamaya itiyor. Karoline’in yaptığı seçimler, onu bir kurban mı, yoksa suç ortağı mı yapıyor? Toplumun kadınlara dayattığı çaresizlik, onları gerçekten de uç noktalara itebilir mi? Dagmar gibi biri nasıl doğar, böyle bir kötülüğün içinde Karoline gibi biri nasıl var olur?
“Şişli Kız”, izleyicisini rahatlatmayı amaçlayan bir film değil. Aksine, onun zihninde sorular bırakan, rahatsız edici gerçekleri yüzüne vuran bir yapım.
Ve belki de en rahatsız edici olan şey şu:
Film bittiğinde bile, hikâyenin yankıları aklınızdan çıkmayacağı.
EBRU DOĞUSOY