EDEBİYAT TUTKUNLARINA FİLM ÖNERİSİ: "LÜTFEN BENİ ÖLDÜRME" - SAVAŞ AŞÇI YAZDI

  • 06.Feb.2025

EDEBİYAT TUTKUNLARINA FİLM ÖNERİSİ: "LÜTFEN BENİ ÖLDÜRME" - SAVAŞ AŞÇI YAZDI

Orijinal adıyla ‘Stranger Than Fiction’, tıkanma yaşayan bir yazarın hikâyesini anlatıyor. Fakat bunu farklı bir yoldan yapıyor. Yazar, uzun zaman kitaptaki ana karakteri nasıl öldüreceğini bulamıyor. Bu süreç yazarı ister istemez ruhsal olarak olumsuz etkiliyor. Bir yanda uzun zamandır kitap yazamamış olmanın getirdiği stres diğer yanda yayınevinin kitabı bitirmesini istemesinin getirdiği baskı onu içinden çıkılmaz bir duruma getiriyor.

Yazmakta olduğu romanın ana karakterinin gerçekte yaşayan birisi olması, konuyu daha ilginç hale getiriyor. Yazarın yarattığı karakter kitapta yazılanlara göre hareket edip yaşıyor. Örneğin; yazar, karakterin bir markete girdiğini yazıyorsa, gerçek hayattaki karakter de bu eylemi gerçekleştiriyor. Edebiyat sevenlerin, yazmaya ilgisi olanların büyük çoğunun sevdiğini veya seveceğini düşündüğüm bir film.

Güçlü kadrosu ve şahane kurgusu var fakat bunlara rağmen bence arka raflarda kalmış bir film; gerekli ilgiyi görememiş. Imdb puanı 7.5 görünüyor ama benim gözümde en az 8.5…

Yazarın yarattığı karakter takıntılı, disiplinli ve işi dışında bir şey düşünmeyen, iş dışındaki şeylere kapalı ve soğuk biri. Attığı adım, çıktığı merdiven gibi hemen her şeyi sayan bir profil yaratmış yazar ve kukla gibi oynatıyor adeta. Bu detay, yazmaya çalışan insanlara karakter yaratma konusunda örnek olabilecek bir durum. Film, güzel bir karakter yaratma örneği sunmuş.

Filme dönersek, yazarı canlandıran Emma Thompson’ın oyunculuğunu çok beğendim. Mimikleri, jestleri, duygu ve durum değişikleri şahaneydi. Bu da karakter yaratma konusunda çok güzel bir örnek. Filmde yazarın yarattığı ana karakter, başlarda her ne kadar anti karakter gibi görünse ve zaman zaman sinir bozucu bir tip olsa da bu duyguları seyirciye geçirebildiği için Will Ferrell’ın oyunculuğunu çok beğendiğimi söyleyebilirim. Diğer ana karakterler Dustin Hoffman ve Maggie Gyllenhaal müthiş performans göstermişler.

Bir pastaneci olarak karşımıza çıkan Maggie Gyllenhaal ile romanda öldürülmesi gereken Will Ferrell filmde farklı sınıfları temsil ediyor. Birbirlerinden çok farklı kişilikteler ve farklı hayat görüşüne sahipler. Aralarındaki çatışmanın biraz daha uzun sürmesini beklemiştim, çatışma çabuk sönüyor. Buradaki çatışma kısa olsa da bence filmdeki ana konuyu etkilemediği için çok üzerinde durmaya gerek yok. Asıl çatışma yazarın çıkmazı, karaktere bir son bulamama durumu. Bu kısımlar seyirciye geçiyor fakat bu kısım üzerine daha fazla çalışıp yazarın çıkmazı, çaresizliği daha derin, daha şiddetli verilebilirmiş. Aynı şey kitapta öldüreceği karakter için de geçerli.

Kader konusunda da seyirciyi düşündürüyor. Kaderi değiştirmek mümkün mü? sorusunu sorduruyor.

Zaman zaman yazarla empati kurup iyi bir final arıyorsunuz, zaman zaman da ana karakterin yerine kendinizi koyup bir çıkar yol arıyor ve oradan oraya savruluyorsunuz.

Sonlara doğru yazar ile karakterinin yüzleşmesi ise duygusal yoğunluk olarak iyi verilmiş.

Yazmakla uğraşan insanlar bilir ki, bazen yazdıkları karakter kurguya müdahale edebilir ve kurgu değişebilir, yazarın elinden bir şey gelmeden karaktere uyar. Bazen de kurgu karaktere şekil verir. Filmde de yaratılan karakterin yazara etki edişini seyrediyoruz.

Yazarın, kitabın finalini yani karakterin ölümünü yazdığı an da yine duygusal yoğunluğu yüksek bir andı. Tolstoy’un, Anna Karenina’yı öldürdüğü an yaşadığı söylenen durumu akla getiriyor.

Filmi pandeminin ilk dönemlerinde ilk kez izlemiştim, geçtiğimiz günlerde tekrar izledim. İlerleyen yıllarda tekrar tekrar izleyeceğimi düşünüyorum.

Şiddet unsuru yok, gereksiz romantizm yok. Aşk bile çok kararında ve olması gerektiği kadar verilmiş. Ana konudan uzaklaşılmamış.

Yazan, yazmaya ilgi duyan herkesin izlemesini öneririm.

 

SAVAŞ AŞÇI