Başkalarının Hayatında Yaşamak - Ebru Doğusoy, "Das Leben der Anderen" filmi hakkında yazdı.

  • 22.Jan.2025

Başkalarının Hayatında Yaşamak - Ebru Doğusoy, "Das Leben der Anderen" filmi hakkında yazdı.

1984 Doğu Almanya’sında sanatın ve sanatçının gözetim altında tutulduğu günlerin baskıcı atmosferini en yakından gösteren film ‘Das Leben Der Anderen’ (Başkalarının Hayatı) tarihe ayna olan bir yapımdan çok daha fazlası.

 

2.Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın, Berlin’in ortasından doğu ve batı olmak üzere ikiye bölünmesi sonucunda Doğu Almanya’da kurulan Sovyet temelli Almanya Demokratik Cumhuriyeti (DDR), Batı Almanya’da kurulmuş olan Almanya Federal Cumhuriyeti’ne (BDR) göre çok daha baskıcı ve dışa kapalı bir politika üzerinden varlığını devam ettirdi. Öyle ki zamanla düşünce özgürlüğünün yasaklandığı, tek bir ideolojinin hakimiyetini sürdürdüğü ve bu ideolojinin karşısında olan herkesin cezalandırıldığı bir devlet anlayışı ile şekillendi. Bunun en büyük sebeplerinden biri, Sovyetlerin ve dolayısıyla komünizmin eski gücünü zamanla yitirmesiydi. Bu dönemler içerisinde Doğu Almanya’da yaşayan birçok yazar, şair, gazeteci ve sanatçı aykırı oldukları gerekçesiyle cezalandırıldı, ülkeden sürüldü ya da kaçmaya zorlandı. Bunun en büyük örneklerinden birisi ise ünlü tiyatro yazarı Bertolt Brecht oldu, kendisi hiçbir zaman Doğu Almanya’dan kaçmadı ancak Doğu Almanya’nın baskıcı rejimine her zaman karşı oldu ve bu rejimin baskıcılığına karşı olan metaforik tiyatro eserleri yazarak tavrını ortaya koymaya devam etti.

 

‘Das Leben der Anderen’ filmi ise işte tam bu noktaya parmak basıyor. Ünlü oyun yazarı Georg Dreyman ve başarılı bir aktris sevgilisi Christa-Maria Sieland’ın hayatına çok yakından, onları duvarlardan dinleyerek tanık oluyoruz.

 

2006 yapımı Das Leben der Anderen, Florian Henckel von Donnersmarck'ın hem yazıp hem yönettiği oldukça etkileyici bir film. Film, 1984 yılında Doğu Almanya’da, Stasi’nin (Devlet Güvenlik Bakanlığı) gözetim ağı içinde geçiyor. İnsan haklarını hiçe sayan baskıcı bir sistemde, bireyin özgürlük arayışı ve vicdan muhasebesi ekseninde gelişen olaylar, adeta antik bir trajedi derinliğinde sunuluyor.

 

Film, Stasi’nin tecrübeli sorgucusu Gerd Wiesler’ın hikâyesi etrafında şekilleniyor. Wiesler, duygusuz ve kurallara sadık bir devlet memuru olarak başlıyor. Ancak, yazar Georg Dreyman’ı gözetledikçe vicdanı ve insani değerleriyle yüzleşmeye başlıyor. Ulrich Mühe’nin performansı, karakterin içsel dönüşümünü sessiz ama etkili bir şekilde yansıtıyor. Mühe, Wiesler’ın gözlerinin altında kopan fırtınayı mükemmel bir sadelikle ortaya koymuş.

 

Dreyman ise hem idealist bir yazar hem de Doğu Almanya’nın entelektüel kesiminin bir temsilcisi. Sebastian Koch’un performansı, karakterin derin entelektüel kimliğini ve sisteme karşı duyduğu bastırılmış öfkeyi başarıyla aktarıyor. Bu karakter üzerinden devletin baskıcılığını daha net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.

Dreyman’ın sevgilisi ve başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Christa-Maria, baskı altındaki bireyin kırılganlığını ve çaresizliğini simgeliyor. Martina Gedeck’in performansı, karakterin içinde bulunduğu zor durumun acısını ve karmaşıklığını seyirciye hissettiriyor

Filmin genelinde solgun renkler, durağan kamera açıları ve sessizlik hâkim. Oluşturulan bu sinematografi sayesinde filmi izlerken dönemin boğuculuğunu da çok net bir şekilde hissedebiliyoruz. Aynı zamanda sessizliğin hakimiyeti oyuncuların performanslarını öne çıkarmakta büyük rol oynuyor. İzleyiciye bir şeyleri direkt söylemektense duygu durumları, mimikler üzerinden aktarımlar yapılması filmin etkileyiciliğini artırıyor.

 

Yabancı dilde en iyi film Oscarı ve aynı dalda Bafta, Bodil ve Cèsar ödüllerini kazanan film ayrıca İMDB'nin en iyi 250 film listesinin sıralamasında en üstte yer alıyor.

 

Bazı filmler sadece izlenmez, yıllar sonra bile hatırlanır, konuşulur ve yeniden anlam kazanır; 'Başkalarının Hayatı' da o filmlerden biri.

 

EBRU DOĞUSOY